Ben ve bağlı bulunduğum bölük Boguçarov düzlüklerinde, Büyük Rus Kumandanı Albay Kutuzov'a karşı mücadele veriyorduk. Demirden deliği, barutu bırakın, tütünümüz, bu tütünü yakmak için çubuğumuz hatta çakmak taşımız dahi kalmamıştı.
Komutanımız Bursalı Hamdullah Paşa çıkıntılı alnını ufka doğru uzatmış, atı üstünde düşmana ters ters bakıyordu. Şöyle bir durup aniden konuştu:
-Bu ipnelerde kent de var malboryo'da var, vay ancuklar, dedi.
Ben yani, yeni çeri Şeref kulunuz çökük avurtlarım daha da çökerek konuştum:
-Paşam bir taarruz eylesek de, fucking on dı teybıl yapsak şu Moskof evladını!...
Paşa bana daha cevap bile vermeden:
-Ey Osmanluuuu ileriii!... dedi.
Atlar rüzgarı yararak koştu, yeleler, kuyruklar havada uçtu, köstekler koptu, kuskun kayışları parçalandı, gemler at tükürükleriyle doldu.
...
Sonunda zafer bizim oldu, savaşın sonunda tütünlerimizi yakıp pof pof deyu zevk eyleduk. Yeniçeriler, kapıkulları yanaklarını doldurup doldurup boşalttılar ve iyice zevke geldiler. Zevke geldikçe de her dumanda Bursalı Hamdullah Paşaya "ohhbee paşam" dediler. ohhbee paşam, ohhbee paşam diye diye de O koca Bursalı paşa, oldu ohhbee'nin ta kendisi.
Allah paşaları dünyadan, ohhbeeyi sosyomattan eksik etmesin. AMİNN!..
Ohhbee'ye dair;
Yağmurlu bir gündü gemi bir oraya bir buraya sallanıyordu. Leventlerin mide bulantısı öyle bir seviyeye gelmişti ki, adeta ağızlarından kafataslarını kusuyorlardı. Tabi bunda fırtına öncesi yedikleri sucuk ekmeğin etkisi de yadsınamazdı. Birden aktolgalı beylerleyi haykırdı: "Kara Göründü!" Ancak hala fırtına dinmemişti... Oysaki modern capitalist sistem karşılaştığın fırtınalarla ilgilenmiyordu, aktolgalı beylerbeyi gemiyi karaya getirdi mi getirmedi mi ona bakıyordu..
Tam bu esnada gökte heybetli kanatlarıyla süzülen ve saten gecelik giymiş dişi bir deve belirdi... Deve o kadar deve gibiydi ki, yağmur bulutlarını dağıttı, şimşekleri bir paratoner gibi üzerine çekti. Ortalık süt liman oldu, güneş açtı...İşte o anda tüm mürettebat hep bir ağızdan OHHBEE dedi ve şükretti.